TANITIM / ORTACALI TİYATRO SANATÇISI MEHMET GÜRKAN

2007-02-07 23:57:00

ORTACALI TİYATRO SANATÇISI MEHMET GÜRKAN...

 

İnsanlığın aydınlanmasında sanatın çok önemli bir güç olduğu bilinen bir gerçektir. İnsanlar eski çağlardan bu yana bu önemli gücü halkının yararına, halkının bilinçlenmesine, uyanmasına kullanmışlardır. Halkının bilinçlenmesini, uyanmasını  istemeyen yöneticiler de sanata ve sanatçıya karşı büyük bir savaş açmıştır.

Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan başlayarak sanata ve sanatçıya büyük değer verilmiştir. Mustafa Kemal Paşa bir konuşmasında “sanatsız kalan toplumların hayat damarlarından biri kopmuş sayılır” demişti. Büyük önder yaşamı boyunca sanatçının yanında yer almış ve onların desteklenmesi için bütün kolaylıkları göstermiştir.

Son yıllarda sanat ve sanatçıya karşı yeniden savaş açıldı. Bir Belediye Başkanı parkta gördüğü bir heykele bakarak “Tükürürüm böyle sanatın içine” diyerek yeni bir sürecin başladığının haberini vermişti. Sanatın parıltılı aydınlık yüzü karardıkça, karanlıktan yarar umanlar, bu boşluğu doldurdu. Halkımızın bir bölümü tarikatların kontrolüne girdi. Artık akşamları, sinema, tiyatro, konser izlemek yerine vaaz verilen, zikir çekilen, yanaklara şiş sokulan yerlere gidilmeye başlandı.

Son aylarda çok tartışıldığı için bir kez de ben değineceğim. Cübbeli Ahmet kendisine inananlara kapanmayı ve ilkel yaşamayı önerirken kendisi Avrupa’da sefa sürüyor. Jet Ski’ye biniyor. Utanmadan “ben kızım yedi yaşına geldikten sonra öpmem” diyebiliyor. Ona inanan binlerce müridi var. Kim bilir bilmediğimiz yerlerde kimler neler söylüyor?

Karanlık mutlaka yenilecektir, bunun da tek yolu sanatın açtığı aydınlık yoldur.

Muğla / Ortaca Lisesi son yıllarda Üniversite Seçme sınavlarında Türkiye’de sayılı okullar arasına girdi. Bu başarısını sürdürüyor. Ancak bu yeni bir olay değil. Geçmişte de büyük başarılar kazanmıştı.

Ortaca Lisesi’nin en önemli yanı aslında, açıldığı günden bu yana çok başarılı laik ve bilimsel bir eğitim de vermesidir. İlk mezunlarından başlayarak bakıldığı zaman Ortaca Lisesi’ni bitirenler arasında demokrasiyi, laikliği benimsemeyenler yok denecek kadar azdır.

Mehmet Gürkan Ankara Devlet Tiyatroları oyuncusu, Ortacalı bir sanatçı. Ankara’da bir raslantı sonucu tanıştık. Ben yaklaşık 20 yıldan bu yana Ankara’da yaşıyorum. O da sekiz yıldan bu yana buradaymış. Daha önce 12 yıl İzmir’de kalmış...

Mehmet Gürkan Ortaca Lisesi’nin ilk mezunlarından. Benden iki yıl önce mezun olmuş. Öğretmenlerimizin çoğu ortak. Ankara’da Devlet Konservatuarını bitirmiş. Yaklaşık 20 yıldan bir yana tiyatronun içinde..

Daha önce Nadir Şahin’in Ekin Bülteni için yaptığı bir söyleşiyi okumuştum ve ismen biliyordum.

Geçen aylarda bizi oyununa davet etmiş, benim bir toplantım olduğundan gidememiştim. Oyunu izleyen eşim çok olumlu izlenimlerle ayrılmış, oyunu övgüyle anlatmıştı.

 Ben de o gün oyunun çıkışına yetişip “Ortacalı Yıllar” kitabımı imzalayıp nazik daveti için teşekkür etmiştim.

Geçen hafta telefonda yine görüştük, bu görüşmemizde eşinin de Devlet Tiyatrosu sanatçısı olduğunu öğrendim, ilk olarak Süheyla Hanımın oyununa gittim. “Yıldız Olmak Kolay mı” adlı oyunda başrol oynuyordu. Sesi ve oyunuyla izleyenleri gerçekten çok etkiledi. Çok kalabalıktı kendisine teşekkür edemeden salondan ayrılmak zorunda kaldım.

Dün Mehmet Gürkan aradı, oyununa davet etti; “hemen geleceğim” dedim..

Sonbahar iyiden iyiye Ankara’yı etkisi altına aldı. Uzun ve sağanak yağmurlar yerini soğuk ve puslu günlere bıraktı. Gün erken iner oldu, karanlık çöküveriyor bir anda sonra sokaklar ıssızlaşıyor, birkaç sokak satıcısı, bir iki yaşlı adam... Caddeler, sokaklar boşalınca, rüzgarda savrulan yaprakların sesi duyuluyor...

TBMM’den Altındağ Tiyatrosu’na gidiyorum. Akşam işten çıkanlar otobüsler, trenler ve Metroyla evlerine taşınıyorlar. Yorgun ve solgun yüzlü bir sürü umutsuz insan. Otobüslerin içi tıklım tıklım.

Durakta otobüs bekliyorum. Yaşlı bir kadın ve yanında torunu sayılacak bir delikanlı “Numune Hastanesine nereden gidilir” diye soruyorlar. Ulus taraflarını gösteriyorum. Akşam bütün kentin üstüne her günkünden daha erken inmiş.

Şehrin merkezinden dışına doğru gidiyor bütün yollar. Ulus yoksulluğun anıtı olmuş şimdilerde. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri değişmeden, yenilenmeden eskiyen caddeler ve sokaklar. Hüzün yüklü tarihi binalar. Boyası dökülen işyerleri. Bin yıllık kale, ışıklandırılan duvarlar. Yanı başında birbirinin üstüne salkım saçak tutunmuş iki göz gecekondular.

Hıdırlıktepe’de dik yokuşa tutunmuş keçi kadar inatçı gecekondular. Çoğunun sobası yanmıyor. Şehrin en yoksul yerleşim bölgeleri buralar. Kızılay, Çankaya çevresinde yaşayanlardan yüz yıl gerisini yaşıyorlar. Çoğu asgari ücretle çalışan, ya da işsiz, ya da seyyar satıcı yüz binlerce insan.

Otobüsümüz caddeler arasında ilerlerken, yeniden Cumhuriyetin ilk yıllarına dönüyorum. Yanmış yıkılmış bir ülkeden aydınlık bir Türkiye yaratanlar, halkın aydınlanması için böyle yoksul yerleşim yerlerine de tiyatro, sinema, kütüphane, halkodası, halkevi yapmışlar.

Altındağ Tiyatrosu da kentin en yoksul bölgesinde...

Kapıdaki görevliye Sanatçı Mehmet Gürkan’ın misafiri olduğumu söylüyorum. Hepsi el ayak oluyorlar. Hemen kendisine telefonla haber veriliyor. Arkasından görevli, “Mehmet Bey sizi kuliste bekliyor” diyor. Sahne ve sanatçılar hazırlanıyor. Sesler yükseliyor gerilerden... Mehmet Ağabey, gülen yüzüyle karşılıyor, sarılıyoruz. İçimde büyük bir gurur var. Ortacalı bir arkadaş, kardeş, aynı lisede, aynı öğretmenlerde okumuşuz...

Ortaca’nın en yoksul en temiz, en yoksul zamanlarına tanık olmuşuz. Masmavi akan arklarında suya girip, sonbaharlarda ardı arkası kesilmeyen yağmurlarında ıslanmışız. Aynı okulun bahçesinde belki de karşı karşıya yürümüşüz.

Yüksel Parlar öğretmenimizin derslerini sevip, matematik dersinde sıkılmışız...

Şimdi ülkemizin Başkentinde başrol oynadığı bir oyunda onu izleyeceğim. Dalıp gidiyorum. 1970’li yılların Ortaca’sına, Ortaca’nın tertemiz halkına. Çocuklarını okutabilmek için, yoksulluktan kurtarabilmek içim savaşım veren annelerimize babalarımıza.

Ya bizleri yetiştirmek için çırpınan öğretmenlerimiz unutulabilir mi? Mehmet Ağabey laf arasında anlattı, “Yüksel Parlar öğretmenim Konservatuar sınavlarına bir - bir buçuk ay ders verdi” diye şimdi bütün değerlerin parayla satın alındığı bir ülkede. Ücretsiz ders verebilecek bir halk çocuğu öğretmen bulunur mu?

Kaç öğretmen vardır, çocukları yetiştirmek için cumartesisini, pazarını feda edecek!

Öğrencinin ürün olduğu bir ülkede okulları ticarethane yapanlar ne yüzle bakıyorlar yoksul halkımızın yüzüne?

Sahnede Mehmet Ağabeyle konuşuyoruz. Oyuna dakikalar kala dışarı çıkıyorum. Oyunun adı “Sandalım Kıyıya Bağlı” yazan, çocukluğumun radyo tiyatrolarından anımsadığım; Dinçer Sümer. Oynayanlar; Mehmet Gürkan, Şahin Ergüney, Yavuz Köken, Emre Erçil, Ebru Uysal, Kader İlhan, İzzet Çivril, Füsun Akay ve genç oyuncular...

Oyun Ege’nin iki yakasında yaşayan Türk ve Yunan Halkaları ve Barış.

Barış gerçekleştirilmesi zor bir olgu. Bu coğrafya binlerce yıldan bu yana yanıyor, yıkılıyor, yağmalanıyor... Anadolu acıyı en çok yaşayan topraklardan biri. İşte Kurtuluş Savaşı sonrasında mübadele, adalardan Türkiye’ye, Türkiye’den adalara ve Yunanistan’a giden insanlar. Savaş savuruyor yan yana koyun koyuna yaşayan insanları. Arkadaşları dostları, sevgilileri.

Çekilen acılar derinden derine babadan oğula geçiyor. Oyunda anlatılan babadan oğullara miras kalan acılar. Aleko’nun oğluyla Şükrü’nün oğlu barışı kurmak için büyük bir savaşım veriyor.

Mehmet Ağabey sahnede İzmir’in işgalini anlatırken ağlıyor. Ben zaten sulugözüm. Ben kalır mıyım? Ben de başlıyorum ağlamaya.

Oyun bittiğinde binbir düşünce ve hüzün kalıyor geride.

Erken inen bir sonbahar akşamında, Ankara’nın en yoksul ilçesi Altındağ’da “Sandalım Kıyıya Bağlı” adlı oyunda Ege’yi, Ege’nin iki yakasında yaşayan iki halkın ekmek kadar su kadar gereksinimi olan barışı işleyen bir oyunu izleyip hüzünle yollara düşüyoruz.

Yalnız Ortaca’nın, Muğla’nın değil; Türkiye’nin yüz akı sanatçısını izlemek insana ayrı bir gurur veriyor.

 

                                                    ERDAL ATICI

                                             20 EKİM 2006

www.guneyege.net İnternet sitesi ve Güney Ege gazetesinde yayınlandı. (8.11.2006)

126
0
0
Yorum Yaz